Yuzde100 BLOG

HOŞGELDİNİZ

‘Magazin & Medya’ Kategorisi için Arşiv

‘Pornocuyla aynı giyiyor’ benzetmesine dava açtı

Yazan: yuzde100 Mayıs 20, 2008

‘Pornocuyla aynı giyiyor’ benzetmesine dava açtı

Cahit YÜCE / İSTİHBARAT


Gazeteci Bülent Cankurt, çalıştığı gazetede, 14 Mart günü şu “yorum haber”i kaleme aldı: “Giyim kuşama servet harcayan sosyetik isimlerin en büyük kabusu, satın aldıkları elbiseyi bir başka sosyetik arkadaşının üzerinde görmektir. Aslı Hanım, geçen hafta giydiği Herve Leger imzalı elbisesi ile yine dünyaca ünlü bir yıldız ile pişti oldu! Ancak eminim bu kez sosyetik bir arkadaşı ile pişti olmayı yeğlerdi! Çünkü pişti olduğu kişi, dünyanın en çok kazanan porno yıldızlarından biri olan Jenna Jameson’dı!!!”

Ben şarkıcı mıyım!

Bir porno yıldızıyla adının anılmasından rahatsız olan Aslı Üstünkaya, soluğu mahkemede aldı. Avukatı Aydın Kurban aracılığıyla geçtiğimiz günlerde mahkemeye başvuran Üstünkaya, “Porno yıldızıyla pişti oldu” başlıklı haberi kaleme alan Cankurt’a manevi tazminat davası açtı. Davalı Cankurt’un yazısının, kişilik haklarına saldırı ve hakaret içerikli olduğunu savunan davacı Üstünkaya, “Ben, şarkıcı ya da oyuncu değilim. Kendi iş hayatımda son derece başarılı, her zaman kibarlığım ve hanımefendiliğimle ön planda olmuş biriyim. Hiçbir sansasyonel olaya karışmadığım gibi, özel hayatıyla gündemde olan biri değilim” dedi.

25 bin YTL istedi

Dava konusu yazıda, olduğundan farklı gösterildiğini ileri süren Üstünkaya, “Sanki bir porno yıldızını örnek almışım da onu taklit ediyor gibi gösterilerek, kamuoyu karşısında aşağılanmaya çalışıldım” iddiasında bulundu.

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

Kurtlar Vadisi Pusu – Köprü – Vali ile Muro gişede yarışacak

Yazan: yuzde100 Mayıs 20, 2008

Televizyonda beğenilen işlerin reytingini sinemada gişe hasılatına çevirme yöntemi çok tuttu. ‘Kurtlar Vadisi’ndeki ‘Muro’ karakteri ve ‘Köprü’ dizisi bu yaz sinema filmi olarak izleyicinin karşısına çıkacak

Vali ile Muro gişede yarışacak

 

Sabah Gazetesi’nin haberine göre; ‘Köprü’ dizisinin sinema filmi olma projesi var. Erdal Beşikçioğlu, Ayşegül Ünsal gibi isimlerin başrolünü paylaştığı dizinin finali sinemada olacak. Merhum Vali Recep Yazıcıoğlu’nun mesleki hayatını konu alan dizinin öyküsü ünlü edebiyatçımız Ayşe Kulin’e ait. Yapımcı Koliba Film bu yaz çekeceği filmde yine dizideki oyunculara rol verecek.

‘Kurtlar Vadisi-Pusu’ dizisine yeni katılan ‘Muro’ karakterinin de gördüğü yoğun ilgi üzerine sinema filmi olmasına karar verildi. İlginç replikleriyle son dönemin televizyon fenomenlerinden biri haline gelen ‘Muro’ ile yardımcısı ‘Çeto’nun serüvenlerini anlatacak sinema filmi bu yaz çekilecek. Başrolü Mustafa Üstündağ oynayacak.

Yazı kategorisi: Com10, Kurtlar Vadisi Pusu, Magazin & Medya, Sinema, Tv Dizileri | Etiketler: , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Hadise’den Erotik Klip – Hadise Deli Oğlan Video Klip

Yazan: yuzde100 Mayıs 20, 2008

HADİSE EROTİK KLİP-HADİSE DELİ OĞLAN KLİP-HADİSE DELİ OĞLAN ŞARKISINA KLİP ÇEKTİ-HABERLER-MAGAZİN

 

 

 

 

YENİ ALBÜMÜ İÇİN ÇEKTİĞİ KLİPTE ŞARKICIYA ‘ERKEK GÜZELİ’ SERKAN TAN EŞLİK EDİYOR.

Üç yıl önce ‘Stir Me Up’ şarkısıyla Dünya müzik listelerinde üst sıralara çıkan ve adından söz ettiren Hadise, çıkardığı yeni albümünde yer alan ‘Deli Oğlan’ adlı şarkıya klip çekti.

Gerçtiğimiz günlerde Ayazağında bir stüdyoda gerçekleşen klipte seksi şarkıcı Hadise’ye, Türkiye’nin ilk top modeli ve erkek güzeli Serkan Tan, eşlik etti.. Erotizmin ön plana çıktığı klipte Hadise ile Serkan Tan’ın sevişme sahneleri nefesleri kesti.. Önümüzdeki günlerde ekranlara gelecek olan klip bu sahneleriyle çok konuşulacağa benziyor.

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

OyunSeveriz.Biz – http://www.oyunseveriz.biz

Yazan: yuzde100 Mayıs 19, 2008

Yazı kategorisi: Bilim-Teknoloji, Com10, Donanim, Eğitim & Öğretim, Facebook, Google, Kurtlar Vadisi Pusu, Kurtlar Vadisi Pusu Full İzle, Magazin & Medya, Msn Messenger, Müzik & Mp3, Spor, Yahoo, Yazilim, cep telefonu, oyun, youtube, Şarkı Sözleri (Lyrics) | Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | » yorum bırak;

Lily Allen üstsüz yakalandı

Yazan: yuzde100 Mayıs 18, 2008

Lily Allen, Fransa tatilinde üstsüz eğlenirken yakalandı.

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , | » yorum bırak;

Canlı yayında kırmızı noktalı sohbet!!! Bakın iki ünlü neleri merak ediyor?

Yazan: yuzde100 Mayıs 18, 2008

Müjde Ar’dan canlı yayında Aysun Kayacı’yı şok eden sözler…

NTV’de yayınlanan ‘Haydi Gel Bizimle Ol’ programının sunucularından Müjde Ar, başka ülkelerin erkeklerini merak ettiğini söyleyen Aysun Kayacı’ya “Aysun belki de zenci erkeği merak ediyor” diye takıldı. Programın bu haftaki konuklarından biri Mazhar Alanson’du. Çiğdem Anad, konuğuna eşi Biricik Suden ile evlenmeden önce “Başka ülkelerin kadınlarını merak ediyorum” şeklinde sözü olduğunu hatırlattı. Bu sırada konuya giren Aysun Kayacı’nın, “Edilir, ben de erkeklerini merak ediyorum” demesi üzerine Müjde Ar, “Aysun belki de zenci erkeği merak ediyor” ifadesini kullandı. Kayacı buna karşılık zenci erkekleri merak etmediğini, yurtdışına gittiğinde evli çiftleri incelediğini vurguladı

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , | » yorum bırak;

Demet Akalın sahnede önce düştü sonra frikik verdi!!! VİDEO

Yazan: yuzde100 Mayıs 18, 2008

İş kazası dediğin böyle olur!.. Demet Akalın süper mini şortuyla sahnede şov yaparken defalarca iç çamaşırının gözükmesine engel olamadı!

 

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , | 3 Yorum »

Tuğçe Baran aslında kim? Resimdeki kadın porno yıldızı mı?

Yazan: yuzde100 Mayıs 17, 2008

Vatan yazarı Tuğçe Baran’ın yaratıcısı Mutlu Tönbekici’den ilginç açıklamalar… Tuğçe Baran’ı kıskandığı için mi öldürüyor? Ayşe Arman’ın olayla ilgisi ne?

Tuğçe Baran’ı anti-Ayşe Arman olarak yarattım

Ama zekidir, bilgilidir, kalemi kuvvetlidir, komiktir, muziptir. Hoş karıdır yani! Birlikte vakit geçirmesi acayip keyiflidir. Onunla seyahate gidilir mesela. Çok isterim. Kamboçya, Vietnam. Olağanüstü geçeceği muhakkak. Meraklıdır çünkü. Her yer ve her şey hakkında bir fikri vardır. Gerekli gereksiz bir sürü şey bilen beyinlerdendir. Ama eğlencelidir. Dile de yeteneklidir. Ablası Müjde de en az Mutlu kadar ilginç kadınlardan biri, Sevan Nişanyan’la evlendi, bir sürü çocuk yaptı, Şirince köyünde yaşıyorlar. Bütün Türkiye, bu ikilinin Küçük Oteller Kitabı’yla tatil /_np/1764/5591764.jpgyaptı. Tatil anlayışını değiştiren ailedir. Onlar için mesele, ayrıntılar. Mutlu için de öyle. Biz bu kadınla, yıllarca birlikte çalıştık, bazen hırlaştık, onu bilemeyeceğim ben hep sevdim onu. Kendime yakın buldum. Sonra o önce Sabah’a, sonra Vatan’a gitti ve karşımıza Tuğçe Baran’la dikildi. Vayyyyyy. Birbirine benzeyen bir sürü köşe yazarı kadın arasında Tuğçe Baran farklı bir şekilde sivrildi. Kimselere benzemiyordu. Aslında kimseler de Tuğçe’yi Mutlu’nun yazdığını bilmiyordu. Mutlu kendi ismini geriye çekip, Tuğçe Baran’la aldı başını gitti. Geçenlerde aradı, artık Tuğçe Baran yazılarına Mutlu Tönbekici olarak devam edeceğini söyledi. “Nasıl yani? Kıskandın ve kadını öldürüyor musun!” dedim. Güldü. Benden bu cinayete tanıklık etmemi istedi. “Hay hay” dedim…

Tuğçe Baran’ı tanıyor musun?/_np/1765/5591765.jpg

- Fotoğraftaki kızı soruyorsan hayır! Kimdir neyin nesidir bilmiyorum. Ben ilk yazıyı teslim ettim, editörüm ben yokken gece yarısı fotoğrafını internetten bulmuş koymuş…

Gerçekten mi…

- Evet, evet. Sabah gazeteyi açınca gördüm. Ve işin komik tarafı o fotoğraftaki kız, galiba bir porno yıldızı! Sonra fotonun tamamını gördüm, Posta gazetesi nereden bulmuşsa bulmuş, “Tuğçe Baran aha işte bu!” diye nal gibi de manşet atmış, baktım üzerinde komple transparan bir bluz! Elmalar falan olduğu gibi ortada! “Allah’ım rezil olduk” falan derken, klasik Türkiye işte, unutuldu gitti… Ama sen kızın karakterinden bahsediyorsan, ta ciğerine kadar tanıyorum tabii!

Tuğçe Baran kim?/_np/1766/5591766.jpg

- Sen, ben, o… Hepimiz!

Nasıl yani?

- Türkiye gibi kadın düşmanı bir memlekette, İstanbul gibi vahşi bir metropolde, taşradan gelip kendini var etmeye çalışan, halis muhlis yerli malı bir şehir kızı Tuğçe Baran. Yani TB. Ne üst sınıf ne alt sınıf. Kusuru: Hırslı değil. “Şurada görüneyim, burada bulunayım, şuna da bulaşayım, buraya da dalayım” demiyor. Meşhur arkadaşları filan da yok. Bir tembellik manifestosu aynı zamanda. Ve bundan gocunmuyor…

Hangi akla hizmet onu yarattın?/_np/1769/5591769.jpg

- İtiraf edeyim bir “anti Ayşe Arman” yaratmak istedim.

Eeeee?

- Sen böyle hep havalı, hep başarılı, hep “parlaksın” ya… Çorabın kaçmaz, donun düşmez, taksici arabadan atmaz, mutlu evlilik, nefis bir çocuk…

Öyle değilim ama neyse…

- Ben şunu anlatmaya çalışıyorum: İnsanın başına bin türlü hal de geliyor. Abuk subuk, münasebetsiz, biçimsiz. Ama bütün köşeciler kendilerini böyle, ha bire, pabuç gibi parlatıp duruyorlar, yok efendim bir solukta 789 sayfalık kitapları okuyabilmeler, kanaryacılıktan eskrime her bir numaradan anlamalar, şen şakrak harikulade çocukluklar, 11. doğum gününde Dostoyevski romanı hediye eden ve mutlaka çok özlü bir laf yumurtlamış “bilge” babalar, melek ve çok güzel anneler… Ne bileyim işte, bayramda yastık altına konulan kırmızı pabuçlar… Yok lan öyle bir şey! Romanlar, filmler, diziler yara bere dolu, köşeciler pırıl! Sinir bozucu değil mi Allahaşkına? “Siz Pamuk Prenses’seniz, ben de Yamuk Prenses’im” dedim, ya Allah daldım…

Peki neden Mutlu Tönbekici olarak var olmak istemedin de, Tuğçe Baran’a ihtiyaç duydun…

- Açıkçası, rahat olmak istedim. Ev sahibimden de, bakkalımdan da, manitamdan da söz ederken rahat olmak istedim. Kimse kendi hakkında yazıldığını bilmesin istedim. Bir yandan ev sahibime giydirip, bir yandan apartman boşluğunda sırıtışmak olabilecek bir şey değildi. Kan çıkardı! Ama ne yazık ki, deşifre oldum. Tadı kaçtı…

Nasıl bir his sanal bir tip yaratmak, onu ete kemiğe büründürmek. Zor olmadı mı?

- Hayır. Çünkü sansürsüz bir şekilde “kendimi” sürdüm ortaya. Gerçek köşecilerin olamadığı ve olamayacağı kadar gerçek oldum. İsim ve fotoğraf dışında her yazdığım dibine kadar doğruydu!

Başka biri gibi yazmak nasıl bir his?

- Tuhaf. Yanında Tuğçe Baran hakkında konuşuyorlar, ayılıp bayılan, edepsiz bulan, küfreden… Bir gün mesela dolmuşta biri, onunla nasıl sevişmek istediğini uzun uzun anlattı durdu yanındakine. E o zaman “Haydaaaa” oluyorsun tabii… Her şey gerçek olunca, bu kadının siyasi görüşünün de ortaya çıkması kaçınılmaz oldu. “Çerçeveye uymadı” diyorlar, katılmıyorum. “G string giyen geri zekalıdır!” diye bir şey mi var?

Yok tabii. Peki bu kadın neden sarışın? “Bu ülkede bu tutar” diye mi? Yoksa, gizli gizli hep sarışın mı olmak isterdin?

- Bunu sen yarattın! Her Türk erkeğinin gönlünde bir sarışın zaten vardır, sen de gittin bunun akıllı, becerikli, gazeteci versiyonunu yarattın… Ve bitirdin mevzuyu! Almanya’dan çok sarışınımız var artık. “Röfle abla cenneti” olduk. Oryale akıtılan paranın haddi hesabı yok! Çağdaş kadın demek, röfleli olmak demek. Modern kadının tesettürü gibi bir şey sarı saç. Şehirli, kendine güvenen, çalışan bir kadın yaratmak istediğin zaman, kostümde sarı saç olması kaçınılmaz…

O sarı saçlarıyla Mutlu’nun yazmaya utanacağı şeyleri mi yazdı Tuğçe Baran?

- E herhalde! Mutlu, ciddi kızdır. Mikro enjeksiyonla ürer o! Akmaz. Kokmaz, bulaşmaz. Dı.. Artık o da cozuttu… Yakın çevremden utandığım yoktu ama yani bakkala, çakkala kendin gittiğin sürece nereye “full macera” yazıyorsun! Hepi topu iki tane seks yazım var buna rağmen kim olduğumu keşfedenin ilk lafı “Seni gidi seni” oluyor! “Ben senin ne halt yediğini biliyorum” parıltısıyla bakmaya başlıyor. Yüzün falan kızarıyor…

Şimdi de öldürüyorum, hayata Mutlu Tönbekici olarak devam ediyorum

Hep meşhur mu olmak istedin?

- Bilmem. Öyle mi görünüyorum? Öyle galiba. Olmak istemiyorum diyene de inanmam…

Peki bu bir çelişki değil mi? Mutlu Tönbekici değil, Tuğçe Baran meşhur oldu…

- Prova yaptık diyelim.

Davetler, iltifatlar, küfürler… Bütün her şey ona geliyordu. Öyle değil mi? Onu hiç kıskanmadın mı?

- Yıllarca Reina, Laila giriş kartları Tuğçe Baran adına geldi. Allahtan gece kuşu değilim. Çok umurumda olmadı. “TB’ye sevgilerle” şeklinde imzalanmış kitapları özenle koruyacağım tabii. Küfürler kimin umurunda…

İnsan bir an gelip, “O aslında benim, benim!” diye bağırma ihtiyacı hissediyor mu?

- Arada ciddi yazılar yazdığımda, “Sen kimsin ayol, otur oturduğun yerde aptal sarışın seks yazarı” dedikleri zaman… Galiba. Ama artık kumralım. Buyurun şimdi konuşalım!

Peki “Tuğçe benim!” dediğinde ne tür tepkiler aldın?

- Bu da çok acayip. Yarıya yakını “Ama sen ondan güzelsin!” diyor. Hani sanki çirkinliğimden utanmışım da, o yola gitmişim gibi. Bir bölümü sinirlenip hesap soruyor: “Niye böyle yaptınız. Ne gereği vardı? Niçin yani? Olmaz ki ama…” “Aziz Nesin’in 21 tane takma ismi vardı” diyorum, şaşırıyorlar falan. Bir bölümü gülüyor tatlı tatlı, bir bölümü susup kalıyor. Yalan söylediğimi düşünen de oldu. “Hı hı.. Ben de Ayşe Arman’ım zaten!” dedi mesela biri. “İyi” dedim, “Memnun oldum…”

“O beni yuttu” diye düşündüğün oldu mu?

- Önceleri evet. Ama sonra ben yaladım yuttum, parçaladım onu.

Mutlu Tönbekici olmak yerine mahkeme kararıyla adını Tuğçe Baran’a değiştirsen, her şey daha kolay olmaz mıydı!

- Suratı da ameliyat mı ettirecektim peki? O zaman daha da komik bir şey söyleyeyim: Ben bu Tuğçe ismini en gıcık olduğum isim olduğu için seçmiştim. Ve şimdi millet beni o isimle çağırıyor iyi mi? İnanılır gibi değil!

Tuğçe’ye hayran erkeklerle nasıl baş ediyordun?

“Yürrrü, anca gidersin!” politikasıyla…

Sen mi daha güzelsin Tuğçe mi!

- O tabii ki. Şunun dudaklarına bak! Benimkinin iki katı. Yavrum benim!

Seninki Frankestein sendromu mu? Yarattığın şey, canavara mı dönüştü? Senin için tehlikeli mi olmaya başladı?

- Abartmayalım. O kadar da değil. Sıkıldım diyelim. Bir de bilmeyen kalmadı! Pakize Suda’sından Engin Ardıç’ına herkes yazdı “Tuğçe Baran, Mutlu Tönbekici’dir” diye. En son geçen Pazar Perihan Mağden de açık açık yazdı…

Sen de artık Tuğçe’yi öldürüyorsun…

- Evet. Geçen eylülden beri niyeti bozmuştum ama nasıl olacak bir türlü bilmiyordum. Bir yıldır Nişanyan Küçük Oteller Kitabı’nın editörlüğünü de yapıyorum. Nisan ayında bu işe yoğunlaşınca yazılara ara vermek zorunda kaldım. Genel Yayın Yönetmenimiz Tayfun Bey, sağ olsun çok anlayış gösterdi bu konuda. Bir aydır yazmıyordum. Dedim ki, “Fırsat bu fırsat. Geri dönüşüm orijinal formatta, ete kemiğe bürünmüş olarak olsun…”

Peki bu cinayeti işlerken yakalanmaktan korkmuyor musun!

- Suçu senin üzerine atarım! “Sarışın, sarışını çekemedi” derim. Suç ortağımsın farkındaysan…

Onu nerede, ne şekilde öldürmeyi düşünüyorsun?

- Şu an şurada öldürmekteyiz! Dikkat et üzerine kan sıçramasın…

Son soru: Mutlu adıyla onun şöhretini sürdürebileceğine inanıyor musun?

- O tren gibi korkunç soyadım olmasa daha avantajlı olabilirmişim gibi geliyor ama dur bakalım. Denize atladık artık. Niye olmasın? Ruh aynı! Kaporta değişti o kadar. Asık suratlı, dünyayı hıyar gibi ciddiye alan bir politika yazarı olacak değilim. Fakat, her şey o sarı kafanın marifetiyse eğer, var ya, yemin ederim gider Antarktika’ya falan yerleşirim! Bir daha da adım atmam buraya…

TUĞÇE’YE BENZEMEYEN TEK YANIM

Anne hikayelerim. Yazmaya başlamadan kısa bir süre önce kaybettim onu. Yokluğu kahrediciydi. Çok acı çekiyordum. Yazılarımda yaşatmaya karar verdim. Gerçek annem yaşasaydı yapmayı düşündüğü şeyleri yaptırdım sanal anneme. Çünkü hepsi içinde kalmıştı. O süreçte iyi geldi bana. Rahatlattı. Yazık ki bugün o da öldü. Sanalı da yok artık.

Artık kumralım buyurun şimdi konuşalım

Hep meşhur mu olmak istedin?

- Bilmem. Öyle mi görünüyorum? Öyle galiba. Olmak istemiyorum diyene de inanmam…

Peki bu bir çelişki değil mi? Mutlu Tönbekici değil, Tuğçe Baran meşhur oldu…

- Prova yaptık diyelim.

Davetler, iltifatlar, küfürler… Bütün her şey ona geliyordu. Öyle değil mi? Onu hiç kıskanmadın mı?

- Yıllarca Reina, Laila giriş kartları Tuğçe Baran adına geldi. Allahtan gece kuşu değilim. Çok umurumda olmadı. “TB’ye sevgilerle” şeklinde imzalanmış kitapları özenle koruyacağım tabii. Küfürler kimin umurunda…

İnsan bir an gelip, “O aslında benim, benim!” diye bağırma ihtiyacı hissediyor mu?

- Arada ciddi yazılar yazdığımda, “Sen kimsin ayol, otur oturduğun yerde aptal sarışın seks yazarı” dedikleri zaman… Galiba. Ama artık kumralım. Buyurun şimdi konuşalım!

Peki “Tuğçe benim!” dediğinde ne tür tepkiler aldın?

- Bu da çok acayip. Yarıya yakını “Ama sen ondan güzelsin!” diyor. Hani sanki çirkinliğimden utanmışım da, o yola gitmişim gibi. Bir bölümü sinirlenip hesap soruyor: “Niye böyle yaptınız. Ne gereği vardı? Niçin yani? Olmaz ki ama…” “Aziz Nesin’in 21 tane takma ismi vardı” diyorum, şaşırıyorlar falan. Bir bölümü gülüyor tatlı tatlı, bir bölümü susup kalıyor. Yalan söylediğimi düşünen de oldu. “Hı hı.. Ben de Ayşe Arman’ım zaten!” dedi mesela biri. “İyi” dedim, “Memnun oldum…”

“O beni yuttu” diye düşündüğün oldu mu?

- Önceleri evet. Ama sonra ben yaladım yuttum, parçaladım onu.

Mutlu Tönbekici olmak yerine mahkeme kararıyla adını Tuğçe Baran’a değiştirsen, her şey daha kolay olmaz mıydı!

- Suratı da ameliyat mı ettirecektim peki? O zaman daha da komik bir şey söyleyeyim: Ben bu Tuğçe ismini en gıcık olduğum isim olduğu için seçmiştim. Ve şimdi millet beni o isimle çağırıyor iyi mi? İnanılır gibi değil!

Tuğçe’ye hayran erkeklerle nasıl baş ediyordun?

“Yürrrü, anca gidersin!” politikasıyla…

Sen mi daha güzelsin Tuğçe mi!

- O tabii ki. Şunun dudaklarına bak! Benimkinin iki katı. Yavrum benim!

Seninki Frankestein sendromu mu? Yarattığın şey, canavara mı dönüştü? Senin için tehlikeli mi olmaya başladı?

- Abartmayalım. O kadar da değil. Sıkıldım diyelim. Bir de bilmeyen kalmadı! Pakize Suda’sından Engin Ardıç’ına herkes yazdı “Tuğçe Baran, Mutlu Tönbekici’dir” diye. En son geçen Pazar Perihan Mağden de açık açık yazdı…

Sen de artık Tuğçe’yi öldürüyorsun…

- Evet. Geçen eylülden beri niyeti bozmuştum ama nasıl olacak bir türlü bilmiyordum. Bir yıldır Nişanyan Küçük Oteller Kitabı’nın editörlüğünü de yapıyorum. Nisan ayında bu işe yoğunlaşınca yazılara ara vermek zorunda kaldım. Genel Yayın Yönetmenimiz Tayfun Bey, sağ olsun çok anlayış gösterdi bu konuda. Bir aydır yazmıyordum. Dedim ki, “Fırsat bu fırsat. Geri dönüşüm orijinal formatta, ete kemiğe bürünmüş olarak olsun…”

Peki bu cinayeti işlerken yakalanmaktan korkmuyor musun!

- Suçu senin üzerine atarım! “Sarışın, sarışını çekemedi” derim. Suç ortağımsın farkındaysan…

Onu nerede, ne şekilde öldürmeyi düşünüyorsun?

- Şu an şurada öldürmekteyiz! Dikkat et üzerine kan sıçramasın…

Son soru: Mutlu adıyla onun şöhretini sürdürebileceğine inanıyor musun?

- O tren gibi korkunç soyadım olmasa daha avantajlı olabilirmişim gibi geliyor ama dur bakalım. Denize atladık artık. Niye olmasın? Ruh aynı! Kaporta değişti o kadar. Asık suratlı, dünyayı hıyar gibi ciddiye alan bir politika yazarı olacak değilim. Fakat, her şey o sarı kafanın marifetiyse eğer, var ya, yemin ederim gider Antarktika’ya falan yerleşirim! Bir daha da adım atmam buraya…

SELAHATTİN DUMAN YAZIYOR DENDİ

Önce hoşuma gitti. “Vay be” dedim, “Demek ki bir yazı marifetim var ki benzetiyorlar.” Sonra baktım, alışverişleri ben yapıyorum, bonuslar ona gidiyor. Bana “Selahattin Ağbi” diye mailler geliyor. “Yok artık” dedim. Bin kere yazdım da… Ama onun deyimiyle “what fayda?”

TUĞÇE NEDEN BU KADAR TUTTU?

BİR: İçtenlik fark edilen bir şey. Samimi taklidi yapamazsın. İKİ: Vahşiyim. Dellendim mi on kaplan gücünde oluyorum. ÜÇ: Ne köşeciliği ne kendimi gereğinden fazla ciddiye alıyorum. DÖRT: Köşesiyle dünyayı ve memleketi kurtaracağını sanan sersemlerden değilim. Yetmez mi?

GEYİKTEN SİYASİ YAZILARA NEDEN DÖNDÜ?

Hiçbir zaman tam ilgisiz değildim. Ama Hrant Dink’in ölümü seyri değiştirdi. Kayıtsız kalabileceğim bir şey değildi. Görev dağılımı, köşenin çerçevesi falan darmaduman oldu. O, orada öldürülmüş yatarken okuduğum romandan, gittiğim filmden bahsedebilir miydim? Sonra biliyorsun, korkunç bir yaz geçirdik… Memleket Musa’nın Kızıldeniz’i gibi ikiye ayrıldı. Hiç bulaşmaya niyetim yokken kendimi fena halde ayrılmış denizin tam ortasında buldum. Her iki taraf da korkunç görünüyordu. Her iki tarafı da, kıyasıya eleştirdim. Ve bil bakalım adım neye çıktı? “Satılık kalem. AKP yalakası!” Orada film koptu.

Ayşe Arman/Hürriyet

 

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , | » yorum bırak;

Var mısın Yok musun’un ‘Maviş’i Nursel’in gözyaşartan hikayesi

Yazan: yuzde100 Mayıs 13, 2008

 
Hayata 1-0 yenik başladım “Var mısın Yok musun” un ‘Maviş’i Nursel’in gözyaşartan hikayesi.Nursel Ergin’in fotoğrafları

Ünlüler ve anneleri

Yetiştirme yurdunda büyüyen Nursel, Var mısın Yok musun yarışması ile binlerce kimsesiz çocuğun meleği oldu. ‘Maviş’ Anneler Günü’nde, annesiz yıllarını ve mücadelesini anlattı…

  NURSEL Ergin (28), neşesi, samimiyeti ve güzelliğiyle Show TV’nin sevilen yarışmasının gözdesi oldu. Hep gülümseyen yüzünün ardında çelik gibi irade var. Annesi-babası boşanınca 2 yaşında ağabeyiyle yetimhaneye verilmiş. 11 yaşında amcası yanına almış. 18′inde evlenip 19′unda anne olmuş.

NURSEL, annesini ilk kez 2 yıl önce gördü. O anı ‘Sabaha kadar ağladım’ diye anlatıyor. Şimdi, kimsesiz çocuklar için savaşıyor. İnsanların onlara el uzatması, sevgilerini vermesi için çırpınıyor. ‘Hayata 1-0 mağlup başladım, skoru 1-1 yaptım. Onların hayata yenik başlamasını istemiyorum’ diyor…

Neşeli görünmem hayata karşı kalkanım

‘Var mısın Yok musun’un güzelliği, enerjisi ve sıra dışı hayat hikayesiyle dikkatleri çeken hatta geniş bir hayran kitlesi olan yarışmacısı Nursel Ergin hikayesinin ayrıntılarını Akşam Pazar’a anlattı.

Güzelliği, zarafeti, içtenliğiyle gönüllerde taht kuran, çıtı pıtı ama çelik iradeli, ekranın ‘mavişi’ Nursel Ergin, henüz 28 yaşında olmasına rağmen 9 yaşında Bengü adında bir kız çocuk annesi. Ailesiz büyümesine rağmen, kuyruğu titretmeden hayatta kalabilenlerden Nursel, şimdiden geleceğin ekran yüzü olmaya aday.

Henüz 28 yaşındasın ama 9 yaşında bir kızın var, neydi bu acele?

Yalnızlıktan. Yoksa âşık oldum, evleneyim durumu yoktu. O dönem için mantıklı bir karardı. 18 yaşında evlenip 19’umda anne oldum. Başta çocuk istememiştim ama iyi ki de olmuş. Artık evlenmeyeceğime göre.

Neden evlenmeyeceksin ki?

Çünkü çocuğumun üzülmesini istemiyorum. Erkek milleti de malum… Evlilik çok bana göre değil. Özgürlüğümü seviyorum.

Yetimhane hayatın nasıl başladı?

2 yaşındaydım, benden bir yaş büyük ağabeyimle gözümü yetimhanede açtım. 10 yıl kaldım. Babam içki içerdi, annemle ayrılınca babam bizi kimseye vermeye kıyamayıp yetimhaneye vermiş. Annem memleketi Tarsus’a dönmüş, babam Trakyalı.

Babanı hiç gördün mü sonra?

Sonradan görüştük ama annem yoktu hayatımda. Annemi 2 yıl önce bulduk.

Nasıl buldunuz?

Ağabeyim buldu. Aslında karşıydı anneme, “anne” deyince buz kesiyordu. Benim içinse anne ilginç bir duyguydu, nasıl bir şey bilmezdim. Ağabeyim karakolda çalışıyor, annemin eşinin trafik cezası varmış, soruşturunca bulmuş. Anneme kavuşmak o kadar kolay olmadı. Bizi nasıl karşılayacağını bilmiyorduk. Çocukları, kocası ne diyecekti? Ağabeyim önce gitti, dayanamadım ben de gittim. O yolculuk uzun bir geceydi, düşündüğümde hâlâ duygulanıyorum. Unutamayacağım sahnelerden biri. Gece geç saatte indik. Önce telefonla konuştuk, hiç böyle ağladığımı hatırlamıyorum. Telefondan “kızım” diye bir ses geldi. Kimse bana öyle seslenmemişti. O da inanamamış zaten, bayıldı. Artık görüşüyoruz. Annem 6 çocuk daha doğurmuş, yeni bir hayat kurmuş. Samimiyetine inanıyorum, kızgın değilim. Vardır bir sebebi diyorum. Cahilliğinin kurbanı olmuş. 11 yaşındayken; amcamlar koruyucu aile olarak yuvadan aldılar beni. Onların da üç çocuğu vardı. 5 yıl onlarla kaldım.

Evlenmeye nasıl karar verdin?

16 yaşımda çok mutlu olmadığımı hissettim, Lüleburgaz’a babam, babaannem ve küçük amcamla yaşamaya gittim. Alışamadım, yabancıydım. Genç ve toydum, evlenirsem daha güvende olacağımı hissettim. Eşim 30 yaşındaydı. İkinci Lig’de futbol oynuyordu. Çok iyi biridir, hâlâ görüşürüz, şu anda evli. Benim için en önemli şey insan olmasıydı. Güvenmem önemliydi. Hayatım boyunca hep insanlara karşı temkinli oldum, zor güvendim. 5 yıl evli kaldım ve sanırım büyüdüm o süre içinde. Mutlu olamadığımı hissettim. Boşanmaya karar verdim. Fevri kararlarım vardır hayatla ilgili. Kendimi iyi hissetmediğim zaman önce içimde tutuyorum ve sonra patlıyorum. Gözüm hiçbir şeyi görmeden gidiyorum. Maalesef anne ve babamın yaptığının benzerini bir nebze de olsa çocuğuma yapmış oldum. Ama elimden geldiğince kızımı babasız bırakmadım. Her hafta Çorlu’dan Lüleburgaz’a babasına kızımı taşıdım. Beraber yemek yedik. Eski eşim ilk başta memnun değildi, kızgındı ama sonra bunun kızımız için iyi olduğunu anladı. Geçen yıl evlendi. Eşinin de bir çocuğu var, iyi biri ve benim çocuğumu seviyor. Şimdilik Bengü’nün geçici bir süre onlarla kalmasının daha doğru olduğuna karar verdim. Ama sürekli görüşüyoruz, hep yollardayım. Yarışmadan önce İstanbul’a taşınmaya karar vermiştim çünkü Çorlu’da mutsuzdum. Bütün zamanımı alan bir işim olsun istiyorum ki kendimi üzmeye vaktim kalmasın. İstanbul’a gelmeden önce, yurt müdürüm ‘Oya anne’yi aradım ve “İstanbul’da yeni bir başlangıç yapmak istiyorum” dedim. Şimdi onun yanındayım.

NASIL AİLE OLUNUR, BİLMİYORDUM

Oya Anne senin için çok önemli galiba…

Kesinlikle. Bir çocuk için sevilmek çok önemlidir ve ben yuvada çok sevilerek büyüdüm. Bir de yuvada Meryem Annem vardır, onun çocuğu olmuyordu, beni her hafta sonunda evine alıyordu. Onların beni sevmeleri, ilgilenmeleri çok şey katmıştır. Oya Anne’nin bütün çocukları sevmesi, bize verdiği emek, belki de bir anne-babadan çok doyurdu bizi.

Güler yüzlü, neşelisin. Yaşadıkların seni çok etkilememiş gibi duruyorsun.

Çok neşeli değilim. İçimde çok fırtınalar kopar, hassasım aslında. Çabuk kırılırım o yüzden arkadaşım çok, dostum azdır. Güvenememem. Neşeli durmam hayata karşı kalkanım. Ailesizliği bu yaşlarda daha çok hissediyorum. Gerçek hayata atıldım, ama o zaman nasıl aile olunacağını bilmiyordum.

Yarışmada ne kadar para kazanırsın sence?

  • Bu konuyu fazla düşünmemeye çalışıyorum. Plan yapmam. Planlarsam ve olmazsa üzülürüm. Ne yaşamam gerekiyorsa onu yaşayacağım. Hep böyle oldu, o yüzden depresyon geçirmedim. Hayatı, kendimi, insanları seviyorum, şanslı hissediyorum kendimi. Yuvada büyümeseydim şu anki Nursel olmayabilirdim. Cesurumdur, güçlüyümdür, kolay yıkılmam, ufak şeyleri kafama takmam, ‘bu da geçer’ derim. Annesiz-babasız büyümek beni çelik gibi yaptı. İnsanların üzüldüğü şeyler beni çok şaşırtıyor. Ağabeyim mesela benim gibi değil. Küskün. Bazı çocuklar öyle oluyor yuvada. Yarışmadan iyi bir para alırsam ağabeyime de kendime de ev alabilirim. İnsanlar 150 bin YTL kazanırsın diyor ama ben 10 bin YTL kazansam bile mutlu olacağım, çünkü kenarda o kadar param yok. Yaşadıklarım da yanıma kâr kalacak. Parasız ayrılırsam, elbette içim burkulur ama acıya karşı çelik gibiyim, yıkılmam. Hayata 1-0 yenik başladım, bu şekilde durarak 1-1 oldum. Hayatla resmen kavga ediyorum; sen mi ben mi diye. Burada bir gol atarsam, ben kazanacağım. Kutu gibi bir evim olsun, kızımla oturayım, bir de köpeğimiz olsun istiyorum. Kendime bir iş açabilirim belki, emir almayı sevmiyorum.

Hakikaten o kutuları hissediyor musunuz?

Hayat hissetmektir. Biriyle tanışırsın, elektrik olur, yakınlık hissedersin. Her şeyde bir şeyler hissederek karar veriyoruz. Yarışmada da o anki ruh haline bağlı. Hislerim kuvvetlidir. Birine baktığımda iyi mi kötü mü anlarım.

Televizyondan korkuyorum

SİnemayI, bisiklete binmeyi çok seviyorum. Bisikletçi Lance Armstrong’un hayatını okuyorum. Başarı hikayelerini severim. 5 yıl step-aerobik antrenörlüğü yaptım. Güzeldi ama yorucuydu, parası azdı. Para kazanayım diye günde 5 seans yapmaya başladım; sağlığımdan oluyordum. Lise mezunuyum ve hayatım boyunca içimin yandığı şey üniversiteye gidememiş olmam olacak. Okuyabilecek bir çocuktum. Zekiydim, derslerim iyiydi. İşe yarar bir mesleğim olsun isterdim. Televizyondan teklif geleceğini hissediyorum ama o dünyadan korkuyorum. Bir öneri gelirse Acun Bey’den yardım istemeyi düşünüyorum. Çünkü bu dünyayı hiç tanımıyorum. Düzgün bir şey olursa isterim tabii. Çok para kazanıp kızıma iyi bir eğitim verebilirim. Belki ben de onunla okuyabilirim.

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , , | » yorum bırak;

Seray Sever ’sex shop’ta

Yazan: yuzde100 Mayıs 13, 2008

Seray Sever, ABD’de Sex Shop’ta yakalandı. Peki güzel oyuncu ne satın aldı?
Cengiz Semercioğlu köşesinde Seray Sever’in New York’da sex shop’tan ne aldığını yazdı. Sex and The City, New York kültürü üzerine etkilerini anlatan Semercioğlu, “New York’ta şu sıralar tam bir Sex and The City çılgınlığı yaşanıyor. Seray Sever de bu çılgınlığa katıldı” dedi ve yazısına şöyle devam etti: “Biz de gittik oraya, hatta isteyene Seray Sever’in Pleasure Chest’teki çok özel fotoğraflarını satabilirim!Peki ne mi aldı oradan? Aklınız hep kötülüğe çalışıyor! Hepimiz gibi küçük bir iki kalem, eğlenceli kalemlikler falan…ani iş böyle bir çılgınlığa dönmüş vaziyette New york’ta, herkes Sex and The City’nin filmini bekliyor…”

Yazı kategorisi: Com10, Magazin & Medya | Etiketler: , , , , , , , , , | » yorum bırak;